27 Haziran 2012 Çarşamba

Dünyada Aile Hekimliği Sistemi

Dünyada aile hekimliği sistemi nasıl?

27/06/2012 2:00
Yazı Boyutu
Büyük
Küçük

İSTANBUL- Türkiye genelinde 3 yıl, İstanbul’da ise yaklaşık 1.5 yıldır uygulanan aile hekimliği uygulaması sağlıkta pek çok yenilik getirdi. Ancak yenilikler yanında sorunları da ortaya çıktı. Bilgi mahremiyetiyle ilgili soru işaretleri bunun son örneği. İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Fethi Bozçalı’ya göre aile hekimlerinin bölgelerindeki gebe, bebek ve lohusa takibini yaparak kayıt altına alması, toplumda anne-çocuk sağlığına büyük katkı sağlıyor. Ancak Bozçalı şunları da ekledi:

“1. basamak koruyucu sağlık hizmetinde özelleşme olamaz, bu sıkıntı yaratır. Dünyada 1. basamak koruyucu sağlık hizmetinde, aile hekimleri hastalarına kolay ulaşabilmek için kamu, belediyeler, sivil toplum kuruluşlarıyla koordineli olarak çalışır. Yani vatandaşa sağlık sunumunu, bölgesel tabanlı ama kamu tarafından desteklenen bir, çok kurumla birlikte verir. Bizde ise aile hekimi tek başına sanki bir muayenehanede çalışan bir hekim anlamına geliyor.” Radikal aile hekimliği sisteminin artılarını ve eskilerini Bozçalı’ya sordu.

+ Vatandaş hastane kapısından sıra beklemeden, doktoruyla birebir ilişki kurarak temel sağlık hizmeti almaya başladı. Bu özellikle yaşlı, gebe, çocuk ve kronik hastalara büyük kolaylık sağladı.

+ Acil servislerdeki gereksiz kalabalığın önüne geçildi.

+ Rutin testler artık kolaylıkla yapılabiliyor.

+ Sistemde halen doktor başına 3 bin 500 - 4 bin kişi düşüyor ancak Sağlık Bakanlığı aile hekimi sayısını arttırmaya yönelik çalışmalar yapıyor.

- Aile hekimi yanında çalışan personelin sigortası, kira, elektrik, doğalgaz, tıbbi malzeme gibi işletme giderlerinden sorumlu. Yani doktor tıbbi işlerinin yanı sıra bir işletmeci-tüccara dönüşüyor.

- Özellikle büyük kentlerde, sistem hekim üzerine çok fazla sorumluluk yüklüyor. Hekimler sorumlu oldukları tüm kişilere ulaşmak zorunda olduğu için kapı kapı dolaşmak zorunda kalıyor. Aksi takdirde ‘düşük performans’ odenilerek maaşı kesiliyor.

- İstanbul’da yaklaşık 3 yıldan bu yana uygulanan GEBLİZ (Gebe ve Lohusa İzleme Sistemi), Aile hekimliği sistemine hâlâ tam olarak entegre edilemedi.
Metropollerde, taşınma ve göç, sistemde aksamalara neden oluyor.


Anahtar Kelimeler

20 Haziran 2012 Çarşamba

e-reçete

1 Temmuz'da e-reçete uygulaması başlıyor



SGK, 1 Temmuz itibarıyla tüm Türkiye'de e-reçete uygulamasına geçiyor. İlaçtaki israfın önüne geçmek için atılan bir diğer adım ise muadil ilaç uygulaması olacak.

Altyapısı tamamlanan yeni çalışmaya göre, doktor MEDULA sistemi üzerinden göndereceği e-reçeteye ilacın ismini bile yazsa, eczanedeki bilgisayarda sadece etken madde görünecek. Eczacı, muadil ilaçlardan düşük maliyetli olanı tercih edecek. Uygulamaya, ilaç firmaları karşı çıkıyor. Pek çok ilacın, biyoeşdeğerliklerini kanıtlayamadığı için Sağlık Bakanlığı tarafından piyasadan kaldırıldığına dikkat çekiyor.

Zaman gazetesinin haberine göre SGK'nın altyapısını tamamladığı sistem, kamu ve özel hastaneler ile aile hekimliği kanalıyla işleyecek. Doktor MEDULA sistemi üzerinden göndereceği e-reçeteye ilacın ismini yazsa bile eczacı sadece bilgisayarda etken maddeyi görecek. Eczacı, aynı etkiyi gösteren ilaçlardan düşük maliyetli olanı tercih edecek. Bu sistem en çok vatandaşa yarayacak. Zira SGK, mevcut durumda firmalara, vatandaşın aldığı ilacın muadili olan daha düşük fiyatlı ilaca göre ödeme yapıyor. Bu ise vatandaşın cebinden daha fazla para çıkmasına yol açıyor.

Örneğin aynı etken maddeli ilaçların en ucuzu 10 lira ise SGK bunun en fazla yüzde 15'ini yani 11,5 lira ödüyor. Eğer doktor vatandaşa aynı etken maddeli grubun 20 liralık yüksek fiyatlı ilacını yazmışsa aradaki farkı vatandaş cebinden çıkıyor. Çoğu kez vatandaş hekimin yazdığı ilaca itiraz etmiyor. Yeni dönemde doktor hangi ilacı yazarsa yazsın, eczacı etken maddesi aynı olan ve daha ucuz olan ilacı verecek.

Tüm Eczacı İşverenler Sendikası'nın (TEİS) "İlacın etkisi ticari isminden değil, etken maddesinden gelmektedir." açıklaması da yeni düzenlemeyi doğruluyor. TEİS'in hazırladığı rapora göre, düzenlemenin hayata geçirilmesi halinde etken madde yazılımı ilaç harcamalarını yüzde 20 azaltır. Raporda şu ifadelere yer veriliyor: "İlaç firmalarının, hekimler üzerindeki baskısı kalkar. Hekimler reçete yazarlarken ticari isme mahkum olmaz. İlaç firmalarının promosyon vb. çalışmaları çok azalacağı için gereksiz ilaç yazılımı ve tüketimi azalır. İlaç pazarındaki etkinliği azalan yerli ilaç sanayisi olumlu katkı görür."

İLAÇ FİRMALARI ETKEN MADDENİN YAZILMASINA KARŞI

Türkiye'de faaliyet gösteren uluslararası ilaç firmaları ise, 'etken' madde yazılmasına karşı çıkıyor. Firmalar, eşdeğer ilaçların orijinal ilaçla aynı etken maddeyi aynı miktarda içermesi, aynı formülasyonda olması (tablet, kapsül veya ampul şeklinde) ve hasta üzerinde aynı etkiyi yapması gerektiğini vurgulayarak, bunun yeni dönemde ciddi sıkıntılara sebep olacağını savunuyor. 20 yıl öncesine kadar, aynı miktardaki etken maddenin aynı etkiyi gösterdiği ve bu anlamda eşdeğer olduğunu kabul edildiğini belirten Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AİFD) yetkilileri, "Ancak bugün jenerik ilaçlara ruhsat vermek için, ilacın vücutta dağılımı(biyoeşdeğerlilik) ve birikiminin (biyoyararlanım) de orijinal ilaçla aynı olduğunun kanıtlanması gerekiyor. Türkiye'de geçmişte jenerik olarak satış ruhsatı almış pek çok ilaç, biyoeşdeğerliliklerini kanıtlayan çalışmalar sunamadıkları için Sağlık Bakanlığı tarafından piyasadan kaldırılmıştır." açıklamasını yapıyor.

AİFD, aynı etken maddeyi taşıdığı belirtilen eşdeğer ilaçları orijinal ilaçların geçtiği süreçlerden geçerek ruhsat almaları gerektiği yönünde görüşlerin halen tartışıldığını aktarıyor. Türkiye'de ilaç en fazla aile hekimleri tarafından yazılıyor. SGK verilerine göre Türkiye'deki doktorların beşte birini kapsayan aile hekimleri ilaçları yüzde 50'sine yazarken bu ilaçların devlete maliyeti 7 milyar lirayı buluyor.

13 Haziran 2012 Çarşamba

Hastanelerin Tıbbi Mentalitesi Özellikle Yardımcı Personelin Eğitimi Anlamında Çok Yetersiz

Yüzde 96 engel 653 bin lira maddi zarar

13/06/2012 2:00
Yazı Boyutu
Büyük
Küçük

Eylül, doktorların geç müdahalesi yüzünden yüzde 96 engelli doğdu. Adli Tıp ihmali doğrularken bilirkişi maddi zararı 653 bin lira olarak hesapladı.

Yüzde 96 engel 653 bin lira maddi zarar
İSTANBUL- Eylül, 7 yaşında. Konuşamıyor, yürüyemiyor, ellerini kullanamıyor ve yemek yiyemiyor. 24 saat boyunca bakıma muhtaç. Nedeniyse anne Nil Kaplan’ın 2005’te doğum sancıları üzerine gittiği Muğla Devlet Hastanesi’ndeki ihmal. Doğuma 4.5 saat geç alınınca annesinin karnında oksijensiz kalan minik Eylül, yüzde 96 engelli olarak dünyaya geldi. Aile, Sağlık Bakanlığı’na 250 bin TL’lik tazminat davası açtı. Üç yıl sonra raporunu mahkemeye gönderen Adli Tıp Kurumu da, doğumun tıp kurallarına uygun gerçekleşmediğine kanaat getirdi. Bilirkişi ailenin toplam maddi zararını 653 bin TL olarak hesapladı.

Normal bir hamilelik
Nil Kaplan, doğum sancılarının artmasıyla 4 Eylül 2005’te Muğla Devlet Hastanesi Kadın Doğum Bölümü’ne kaldırıldı. Sancılarının yoğunlaştığı ve bekleme esnasında ateşinin yükseldiği doktorlara söylenmesine rağmen doğuma alınmadı. Bir müddet sonra sancılara dayanamayarak bayılan Kaplan’a elektroşok uygulandı. Kaplan, hastaneye getirilişinden tam 4.5 saat sonra doğuma alındı. Sezaryenle doğduğunda mosmor olan bebek hemen küvöze konuldu.
Uzun bekleme sürecinde annesinin karnında oksijensiz kalan Eylül, dünyaya geldiğinde yüzde 96 engelliydi. Oysa hamilelik sürecindeki kontrollerde her şey normal görünüyordu. Eylül 23 gün boyunca küvözde kaldı. Beyin hücreleri kalıcı hasar gören Eylül, 3 yaşına kadar burundan verilen boru vasıtasıyla beslenebildi. Hiç yürüyemedi, konuşamadı. Başını dik tutmakta dahi çok zorlanan Eylül, şu an 7 yaşında. Hâlâ sıvı besinlerle besleniyor ve sürekli ağlıyor. Bedeninde sürekli ve belirsiz aralıklarla kasılma olduğu için kalçaları çıkmış durumda.

Rapor üç yılda açıklandı
Çocuklarının sağlığına kavuşması için gezmedik doktor bırakmayan aile, doğum esnasındaki doktor ihmalini de yargıya taşıdı. Doğumun tıbbi esaslara uygun şekilde gerçekleştirilmediğini iddia eden aile Sağlık Bakanlığı’na 250 bin TL’lik maddi ve manevi tazminat davası açtı. Sağlık Bakanlığı, iddiaları reddetti. Üç yıl sonra davanın görüldüğü Muğla İdari Mahkemesi’ne gönderilen Adli Tıp Kurumu raporu ise hastanenin ihmalini gözler önüne serdi. Raporda, “Doğum eylemi takibinin eksik yapıldığı cihetle idarenin eyleminin tıp kurallarına uygun olmadığı oy birliği ile mütalaa olunur” denildi.
Mahkemenin tayin ettiği bilirkişi raporunda ise fonksiyon kaybı nedeniyle 169 bin, bakıcı gideri nedeniyle 484 bin olmak üzere ailenin maddi zararı 653 bin TL olarak belirlendi.
Baba Berkan Kaplan, yaşadıkları sıkıntıları Radikal’e şöyle anlattı:
“Eylül doğumundan ilk altı aya kadar iyileşme gösterdi. Fakat daha sonra durumu kötüleşti. Gitmediğimiz doktor kalmadı. İşimizi de sürdüremez hale geldik. Çocuğumu dışarı dahi çıkaramıyorum. İnsanlar daha önce hiç engelli birini görmemiş gibi bakıyorlar.”

‘AİHM’ye gidebiliriz’
Ailenin avukatı Nihat Kaplan ise devam eden dava süreciyle ilgili “Özellikle Adli Tıp raporunun uzun süre beklenmesi davada kısa sürede karar verilmesini engelledi. Hesap raporuyla belirlenen gerçek zararın tazmin edilmesi yasal olarak mümkün değil. Gerçek zararımızın tazmin edilmeme tehlikesi ile karşı karşıyayız. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde haklarımızı arama düşüncesindeyiz” diye konuştu.

Adli Tıp: Tıp kurallarına uyulmamış
Adli Tıp raporunda, anne Nil Kaplan’ın saat 10.00’da geldiği hastanede saat 14.50’de acilen sezaryene alındığı belirtilerek şöyle denildi: “Doğan bebekte solunum olmadığı, mevcut tıbbi belgelere göre bebeğin ağır mekonyum aspirasyonlu (bebeğin anne karnında kakasını yutması) olarak doğduğu, bunun da doğum öncesi asfikside (oksijensiz) kaldığını gösterdiği, genelde doğumda bir gebenin en az 15-20 dakikada bir ÇKS (çocuk kalp sesi) yarım saatte bir NST tetkikinin gerektiği, bunun yapılmamasının eksik olduğu, NST ve ÇKS kayıtları olmadığından bebekte asfiksinin ne zaman geliştiği hakkında fikir belirtilemeyeceği, doğum takibinin eksik yapıldığı cihetle idarenin eyleminin tıp kurallarına uygun olmadığı oybirliği ile mütalaa olunur.”

12 Haziran 2012 Salı

Sağlık Alanında İzmir Nefesini Tuttu Bekliyor

Paris EXPO sunumundan canlı yayın



12 Haziran 2012


Paris EXPO sunumundan canlı yayın

Hürriyet Ege Temsilcisi Deniz Sipahi, İzmir için tarihi önem taşıyan EXPO sunumundan canlı bildiriyor.



Şimdi de Brezilya'nın adayı Sao Paulo ekibi sahnede.
Dubai sunum yapıyor.

İzmir sunumu bitti.

Şu anda dünyaca ünlü Dr. Mehmet Öz konuşuyor.

Sağlık insanlığın en önemli konusu... Sağlık hizmeti olmazsa dünya yaşanılabilir bir yer olamaz ve ilerleme sağlanamaz.
Gelişmemiş ve gelişmiş ülkelerde gelecekte de sağlık en önemli konu olacaktır.
Kuş ve Domuz gribi gibi yeni tehditler dünyayı dolaşıyor.
İnsanların günlük hayatlarında edinebilecekleri basit alışkanlıklar, birçok sağlık problemini çözecek. EXPO ile günlük hayatlarımızı çok daha sağlıklı bir hale gelebilir.
İzmir ve İzmirliler binlerce yıl öncesine dayanan bir sağlıklı yaşam geleneğine sahipler. İzmir, bütün dünyayı bir araya getirecek ve sağlık problemlerine çözüm bulacak bir platform olabilir.
Öz, dünyaca ünlü bir kitabını göstererek, kalbin önemini vurguladı. Bugün, obeziteden ölenlerin sayısının açlıktan daha fazla olduğunu söyledi. Ayrıca EXPO

Sağlık Bakanı şöyle konuştu:
10 yıldan beri Türkiye’nin sağlık sistemini dönüştürme yolculuğumuz başladı. O günden bugüne çok yol kat ettik. Ancak iyi bir sağlık sistemi uzun soluklu bir taahhütte bağlıdır.
Bugün, nerede olduğumuzun ve yarın nereye gideceğimizin öyküsünü anlatacağım. Bu hepimizi birleştiren bir yolculuk. Sorunlar küresel ve ortak sorunlar.

Geçmişten başlayalım.10 yıl önce sağlık birkaç problemle karşı karşıyaydı. Altyapımız yetersizdi ve büyük şehirlere yoğunlaşmıştı. Kırsal kesime erişim sınırlıydı. Ayrıca bekleme süresi çok uzundu. Halkımızın önemli bölümünün sağlık sigortası yoktu. Sosyal yardım paketimiz cazip değildi.
Bu sorunların çözümüne yönelik 5 temel üzerine bir “Sağlıkta Dönüşüm Programı” başlattık:
Biz, “Herkes için Sağlık”ın hayalden gerçeğe dönüşebileceğine inanıyoruz. EXPO 2020’nin İzmir’de yapılmasının; sadece kendi bölgemiz için değil, bütün küresel toplum için bu hedefe varmamızda bize yardımcı olacağına inanıyoruz.


Lucien Arkas konuşmasında 110 yıllık bir grubun başkanı olduğunu söyledi.

İzmirlilerin dünyanın en sağlıklı en hoşgörülü ve en dinamik kentlerinden birinde yaşadığını söyledi. İzmir Türkiye’nin ekonomik gücü en yüksek üçüncü kenti. Aynı zamanda, Akdeniz’in önemli bir limanı.
İzmir aynı zamanda bir sanat kenti. İzmir’in uluslararası müzik, film ve tiyatro festivalleri her yıl yüz binlerce insanı bu kente çekiyor.

Şehrimiz ticarette ne kadar dinamikse, bizler de bir o kadar dingin ve mutlu insanlarız. İzmir, geceleri en az gündüzleri kadar sakin ve güvenli.

İzmir, tarih boyunca sağlıklı bir şehir olmasıyla ünlü. Dünyanın ilk psikiyatri hastanesi olan Asklepion, sağlığın sembolü yılanlı sütunuyla milattan önce 4 yılında İzmir’de kuruldu.
Biz İzmirliler sporu da çok severiz. Şehrin sahil şeridi her gün koşucu ve bisikletçiler ile dolup taşar. Alaçatı koyu dünyaca ünlü bir sörf cenneti.
Değerli üyeler
Şimdi izninizle size en büyük sağlık sırrımızı söyleyeceğim. Bu sır, zeytinyağlı yemeklerden oluşan mutfağımız! Mutfağımız hafif ve sağlıklı olduğu kadar, çok kültürlüdür de.
Konu çok kültürlülükten açılmışken, Katolik bir ailenin çocuğu olarak şunu söyleyebilirim ki, İzmir tam bir hoşgörü cenneti.
Gelin, gelecek nesillerin İzmirliler gibi sağlıklı ve mutlu yetişebilmeleri için bize destek olun.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.


Kocaoğlu konuşmasında şunlar söyledi

İzmir’in bir rüyası var: Herkes için sağlık.
Gelecek nesillerin daha sağlıklı yaşayabilmesi için bütün ülkeleri bir araya getirmeyi ve onların iş birliği yaptığı dev bir platform olabilmeyi hedefleyen İzmir, bu nedenle EXPO 2020’ye ev sahipliği yapabilmeyi çok istiyor.
İzmir, EXPO’ya ikinci kez aday olan, deneyimli bir kent. Altını çizerek söylüyorum;
2015 adaylık sürecinden beri odağımız hiç değişmedi. EXPO, hep İzmir’in ve İzmirlilerin gündeminde oldu.
Ben 8 yıllık Belediye Başkanlığımın 5 yılında EXPO için çalıştım ve çalışmaya devam ediyorum. Sadece kentimizin yerel yönetimi değil, sivil toplum örgütlerimizden medyamıza ve tüm İzmirlilere hepimiz, EXPO’ya yürekten inanıyor ve destekliyoruz. İzmir’i her alanda EXPO’ya hazır hale getirmek için canla başla çalışıyoruz.
Hükümetimizin İzmir’e ve adaylık sürecine desteğinin her alanda en yüksek düzeyde olduğunu da özellikle hatırlatmak istiyorum.
Alanımız İnciraltı, hem temayla uyumlu hem de doğal zenginlikleri açısından bugüne kadar seçilen en güzel EXPO alanlarından birisi olacak. Geçen hafta, İnciraltı’nın EXPO alanı olması ile ilgili bir yasa mecliste onaylandı. İnciraltı, şehir merkeziyle iç içe, havaalanına yakın ve hem İzmirlilerin hem de uluslararası ziyaretçilerimizin kolaylıkla ulaşabileceği bir lokasyon. EXPO sonrasında İnciraltı’nı, içinde sağlık merkezi bulunan doğal bir parka dönüştürme projemiz var.
Ben, rahat trafiği ve kaliteli konaklama imkanıyla, herkese tatil kadar keyifli bir EXPO vaat ediyorum. Ve tüm ziyaretçilerimizi, bir aile dostu gibi ağırlayacağımızın garantisini veriyorum. Çünkü İzmirliler misafirperverlikleriyle ünlüdür.
Siz değerli delegelerden, İzmir’in bu rüyasını gerçekleştirebilmemiz için bize destek olmanızı istiyorum.
İzmirliler adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.


Sunum sırası İzmir'de. Defne Samyeli sunum konuşmasını yapıyor. Samyeli konuşmasında şunları söyledi;

Uluslararası Sergiler Bürosu’nun değerli Başkanı, Genel Sekreteri ve üyeleri,
İzmir ve Türkiye adına hepinizi selamlıyorum.
Bugün “Daha iyi bir dünya için yeni yollar / Herkes için sağlık”
idealimizi paylaşmaya geldik.
Türkiye, son 10 yılda sağlıkta büyük ilerleme yaşadı. Bu daha sağlıklı bir dünya için katkıda bulunmak için neden bu kadar istekli olduğumuzun nedenlerinden biri.
İlk konuşmacımız İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Aziz Kocaoğlu

Şimdi Tayland sunuma başladı. Tayland, "Bize güvenin" mesajı verdi. EXPO'yu çok istediklerini ve hazır olduklarını söyledi.
Şu anda salonda İzmir'in en güçlü rakiplerinden Rusya'tan Ekaterinburg temsilcileri sunuma başladı. Ekaterinburg'un sunumu, 20 dakika sürdü.


Hükümet adına konuşan Tayland Başkan Yardımcısı, büyük sel felaketi gören Tayland'ın altyapısını tamamladığını söyledi.

İzmir'in sunumunu da sunuculuğu Defne Samyeli yapacak. Açılış konuşmasında iki dakika İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu yapacak. Daha sonra İzmir filmi sunulacak. Film sunumundan sonra Arkas Holding Yönetim Kurulu Başlanı Lucien Arkas bir konuşma yapacak. Ardından İzmir'in tema filmi gösterilecek. Gösterimden sonra Sağlık Bakanı Recep Akdağ bir konuşma yapacak. Konuşmadan sonra programın akışı dünyaca ünlü Türk doktor Mehmet Öz'ün konuşmasıyla devam edecek.