24 Ocak 2013 Perşembe

Sağlık Turizmi Haberi

700 bin sağlık çalışanı işçi mi oluyor?


Merhaba
Hürriyet Facebook deneyiminden yararlanmak için Facebook ile giriş yapın.
Hürriyet'i Takip Et
Hürriyet'i Takip Et!
Hürriyet Facebook
Hürriyet Twitter

130 bin doktor, 700 bin sağlık çalışanı işçi mi oluyor?

AYSEL ALP/ANKARA
24 Ocak 2013
130 bin doktor işçi mi oluyor?

Sağlık Bakanlığı’nın kamu özel sektör işbirliğiyle dev şehir hastaneleri yapımına ilişkin tasarısı muhalefeti ayağa kaldırdı. 'Yerli ve yabancı yandaşlarınıza ülkenin geleceğini peşkeş çekiyorsunuz' '2.5 yıllık kira bedeliyle binayı yapacak, geri kalan 46.5 yıl kira alacak' 'Doktor, hemşire, sağlık teknisyeni 700 bin sağlık çalışanını işçi yapacaksınız" sözleri havada uçuştu. Tasarı görüşmelerine sendikalar gelmezken, Uluslararası Yabancı Sermaye Derneği hazır bulundu. Sağlık Bakanı Akdağ, "Türkiye'de bugün kimse öküzlerini ya da karısının kolundaki bilezikleri satarak sağlık hizmeti almıyor" dedi.

sağlık bakanlığı’nın İstanbul, Ankara, Kayseri, İzmir, Eskişehir gibi illerde kuracağı dev şehir hastanelerine ilişkin yasa tasarısının Plan ve Bütçe Komisyonu’ndaki dünkü görüşmeleri sert tartışmalara neden oldu. Muhalefet milletvekillerinin sıkı bir hazırlık yaparak geldikleri toplantıda, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlandı.
FİYAT FARKI YÜZDE 60
CHP Milletvekili Aytuğ Atıcı bu modelde sağlığın alınır satılır bir meta haline geldiğini belirterek, 25 yıllığına kira garantisi verilen Kayseri hastanesinin 3 yılda kendini amorti edeceğini, ama firmaya 22 yıl boyunca kira ödeneceğini ileri sürdü. Kayseri’de yatak başına 5.8 lira olan bakım bedelinin; Ankara Bilkent’te 7 liraya çıktığına dikkat çekti. “Hadi diyelim, Ankara daha pahalı. Peki o zaman aynı kentte, Bilkent’te 7 lira olan bakım bedeli, Etlik’te nasıl oluyor da 11,5 liraya çıkıyor. Fiyat nasıl oluyor da yüzde 60’tan fazla artıyor” diye sordu.
Aytuğ, “Hem bugünümüzü hem geleceğimizi satıyorsunuz. Bizi 49 yıl kira ödemeye mahkum ediyorsunuz” dedi.
“ÖNCE EVİN KİLİMİNİ ŞİMDİ KENDİSİNİ SATIYORSUNUZ”
CHP Milletvekili İzzet Çetin, sağlık tesislerinin kiralama karşılığı yaptırılması modelinin neden Kamu İhale Kanunu ile KDV ve harçlardan muaf tutulduğunu sordu. İngiltere’de bu model üzerine Sayıştay’ın yazdığı raporlara dikkat çeken Çetin, “Osmanlı’dan bu yana halkın birikimlerini kötü bir miras yedi gibi sattınız. Rahmetli Erbakan sizleri, ‘evin halısını, kilimini satan hayırsız evlatlara’ benzetmişti. Şimdi de evin kendisini satıyorsunuz” dedi.
Bu düzenlemeyle sağlığın bir kamu hizmeti olmaktan çıktığını belirten Çetin, Erzurum’da bin 200 yataklı bir kamu hastanesinin (Bakan 700 yatak, diye düzeltti) 193 milyon liraya mal olurken, Kayseri’de 1500 yataklı hastanenin nasıl oluyor da 650 milyon liraya mal olacağını sordu. “Yıllık 138 milyon lira kira vereceksiniz. Adam 3-5 yıllık kira karşılığı servete konacak. Bu bir peşkeş çekme modelidir. Kamudan yandaşa kaynak transferidir” dedi.
Kar amacıyla bu işe giren firmaların kredilerine ve bunların türevlerine Hazine garantisi verildiği gibi bir de KDV’den ve harçlardan muaf tutulduğunu vurgulayan Çetin, “Oysa adam zaten kar etmek için işi alıyor, burada zaten çıkarları var. Bu garanti niye? Tıpkı Osmanlı döneminde olduğu gibi yerli yabancı yandaşlarınıza imtiyazlar veriyorsunuz” diye konuştu.
“PATRONLAR BURADA ÇALIŞANLAR YOK”
MHP Milletvekili Mehmet Günal, tasarının 700 bin sağlık çalışanını yakından ilgilendirmesine rağmen, hiçbir sendikanın komisyona çağrılmamasına sert tepki gösterdi.
“Bütün hastaneler yerle bir oluyor, bütün çalışanların yerleri, statüleri değişiyor. Ama temsilcileri buraya çağrılmıyor” diyen Günal, Memur-Sen, Kamu-Sen ve KESK gibi memur konfederasyonları ile işçi konfederasyonlarının da toplantıya çağrılarak görüşlerini bildirmelerini özellikle talep etmelerine rağmen çağrılmamalarını eleştirdi.
Bunun üzerine Türk Tabipleri Birliği ve Uluslar arası Yabancı Sermaye Derneği’nin (YASED) davet edilmediği halde toplantıya geldiği bilgisi verilmesi üzerine CHP Milletvekili İzzet Çetin, “Demek ki YASED yandaş kuruluş, kendilerine haber verilmiş ama sendikalara haber verilmemiş” yorumunu yaptı.
Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Lütfi Elvan ise davetlerin sadece konuyla doğrudan ilgili sivil toplum kuruluşlarına ve meslek odalarına yapıldığını ancak dolaylı ilgisi olup da gelmek isteyen kimseyi geri çevirmediklerini vurguladı.

TÜRKİYE İÇİN VAZGEÇİLEMEZ BİR MODEL
AKP Milletvekili Recai Berber, bu modelle sadece inşaat yapılmadığını, bu nedenle klasik yöntemle yapılan hastane bedelleriyle bunların karşılaştırılamayacağını savundu. Kamu özel ortaklığının Türkiye için vazgeçilmez bir model olduğunu belirten Berber, bu yöntemle özel sektör kaynaklarını da yatırımlara dahil ettiklerini söyledi.
“2.5 YILLIK KİRA MALİYETİNİ KARŞILAYACAK 46.5 YIL KİRA ALACAK”
CHP Milletvekili Aydın Ayaydın tasarı ile sağlığın bir emtia haline getirildiğini belirterek, milyarlarca dolarlık hastane yapımlarının Kamu İhale Kanunu kapsamı dışına çıkarıldığına dikkat çekti. “Yüklenici firma tesisleri yapacak, devletten 49 yıla kadar uzanan sürelerde kira alacak. Yani 2.5 yılda yaptığı yatırımı geri alırken, 46.5 yıl boyunca devlet kendisine kira ödemeye devam edecek” diyen Ayaydın, Etlik, Bilkent ve Elazığ şehir hastanelerinin ihalelerinin Danıştay tarafından durdurulduğunu anımsattı.
Sağlık Bakanlığı Yasasını ‘asli görevlerini’ devrettiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne taşıdığını söyledi. “Bırakın kamunun yararını kamu zarar etme noktasına gelmiştir” diyen Ayaydın, klasik yöntemle çok ucuza yapılabilecek hastanelerin, bu sistemle kat be kat pahalıya çıkacağını söyledi.
“DOKTOR İŞÇİYE DÖNÜŞÜYOR”
Türk Tabipleri Birliği Genel Sekreteri Beyazıt İlhan, alt komisyonda bulunmalarına karşın görüşlerinin sadece doktorlarla sınırlı tutulması konusunda uyarıldıklarını anlattı. Ancak TTB’nin sağlık konusunda kamusal sorumluluğu olduğuna dikkat çeken Beyazıt, bu tasarının sadece finansman tasarısı olmadığını, 700 bin sağlık çalışanının özlük haklarını, çalışma koşullarını yakından ilgilendirdiğine dikkat çekti. Kamu-Özel sektör ortaklığının bir özelleştirme modeli olduğunu vurgulayan İlhan, İngiltere’de uygulanan bu modelin birçok sağlık çalışanının işten atılmasıyla sonuçlandığını söyledi.
“DOKTORLAR İŞTEN ATILDI”
Bu modelin yüklenici firmaya yapılacak yıllık kira ücretlerini döner sermayeden ödenmesini öngördüğünü, İngiltere’de kirasını ödeyemeyen hastanelerin çalışanları işten attığını anlattı.
“Tasarıda net olarak görüyoruz ki; Sağlık Bakanlığı kendi tesis ve hastanelerinde hatta toplum sağlığı merkezlerinde kiracıya, sağlık çalışanları ise işçiye dönüşüyor. Çekirdek sağlık hizmetleri, hekim, hemşire, sağlık teknisyenlerinin yaptığı işlerin de ihaleyi alan firma aracılığıyla yapılmasının önü açılıyor. 130 bin hekim adına talep ediyoruz ki, bu madde değişmeli” dedi.
HASTANELERDE LASTİK SATMA DÖNEMİ”
BDP Hakkari Milletvekili Adil Kurt ise bu yasanın bir AVM yasası olduğunu, hastane alanlarında oto lastikçisine kadar izin verdiğini, hastanelerin AVM’ye dönüştürüldüğünü söyledi. Devletin hemşire, laborant, teknisyen çalıştırmayacağını bunları taşeron işçiye dönüştüreceğini belirten Kurt, “Yüklenici firmalara çalışanların emeği üzerinden kar sağlayacak bir sistemin neresi doğrudur” diye sordu.
CHP Milletvekili Müslim Sarı ise 30 milyar dolarlık sağlık yatırımının yanı sıra ulaştırma, enerji ve eğitim yatırımlarının da bu modelle yapılacağı düşünüldüğünde 100 milyar dolara ulaşmasının hesaplandığını söyledi. Hazine garantilerinin sadece yatırım için gerekli finansman tutarını değil, türev ürünlerini de kapsadığına dikkat çeken Sarı, “Olası bir riskte Hazine ne kadar garanti üstlenecek” diye sordu. Bunun gelecek nesillere çok büyük yükler getireceğini belirten Sarı, “Olası ödemelerin yapılamaması durumunda doktor ve sağlık çalışanlarının döner sermaye paylarının düşmesinden, vatandaştan alınan katkı paylarının artmasından endişeliyim” dedi.
700 BİN ÇALIŞAN İŞÇİ Mİ OLACAK?
Muhalefet milletvekilleri ve Türk Tabipleri Birliği Sağlık Bakanlığınca Kamu Özel Sektör İşbirliği Modelince Tesis Yaptırılması, Yenilenmesi, ve Hizmet Alınması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarının 1. maddesinin e fıkrasının 700 bin sağlık çalışanını kamu çalışanı statüsünden çıkarıp, işçi yapacağını iddia ettiler. Buna neden olan fıkra ise şöyle:

e) Hizmet Bedeli: Bedelin bir unsuru olup 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunun 36.maddesinde belirtilen yardımcı hizmetler sınıfı ile sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfı personeli tarafından yerine getirilmesi gereken hizmetlerden yükleniciye gördürülecek hizmetlerin sunulması karşılığında iadere tarafından yükleniciye ödenen ve dönemsel piyasa testi ile güncellenen bedeli.

“SAĞLIK İÇİN ÖKÜZ YA DA BİLEZİK SATILMIYOR”
Sağlık Bakanı Recep Akdağ ise tasarının tümü üzerindeki görüşmelerin tamamlanmasından sonra eleştirileri yanıtladı. Amaçlarının hastaneleri şehir dışına çıkarmak olmadığını, ilçe hastanelerinin yapımının devam ederken, şehir hastaneleri ile bölgedeki hastalara hizmet vermeyi hedeflediklerini anlattı.
Dünya Sağlık Örgütü'nün geçen yılki raporunda başarılı sağlık sistemleri içinde Türkiye’yi de anlattığına vurgu yapan Akdağ,sağlık göstergelerinde son 10 yılda önceki on yıllarla kıyaslanamayacak şekilde iyileşmeler sağlandığını söyledi. Akdağ, “Türkiye'de bugün kimse öküzlerini ya da karısının kolundaki bilezikleri satarak sağlık hizmeti almıyor” dedi.
Yapılacak hastanelerle ilgili etki analizi yapmanın mümkün olmadığını dile getiren Akdağ, komisyon üyelerine, “Biz sizden yatırım bütçesi istemiyoruz. Bu bir ihale kanunu, bir model. Bu kanunla 1 hastanede yapılabilir 100 hastane de yapılabilir” dedi.

Muhalefetin iddia ettiği gibi yüklenici firmaların maliyetlerini 3-5 yılda değil; 12 yılda geri alacaklarını bunun da makul, kabul edilebilir bir süre olduğunu ifade eden Akdağ, “Biz bu modelde sadece binayı yaptırmıyoruz. Aynı zamanda tüm donanımı ile bunların kiralama süresi boyunca tüm bakım hizmetleri de bu bedeller içinde. O nedenle klasik yöntemle yapılan bir hastanenin maliyetiyle bu karşılaştırılamaz” dedi.
Danıştay’ın hastane ihalelerini, Türk Tabipler Birliği’nin dava dilekçesinde yer almayan bir nedenden iptal ettiğini belirten Akdağ, konuyu Anayasa Mahkemesine götüren 13. Dairenin ise, daha önce uygun görüş bildirdiği bir konuyu mahkemeye götürerek kendisiyle çeliştiğini söyledi.
ayalp@hurriyet.com.tr

Sağlıkta M & A Haberi

Bir Türk devi daha satış masasında



Eren GÜLER
24 Ocak 2013



Bir Türk devi daha satış masasında

Sağlık sektöründe hareketli günler yaşanıyor. Bir taraftan içeride çeşitli sağlık kuruluşları arasında satış görüşmeleri yaşanırken bir taraftan da yabancıların ilgisi devam ediyor. Sektörde yabancıların son dönemde en çok ilgi gösterdiği kurumlardan biri olarak Medicana gösteriliyor, hatta satışın çok yaklaştığına ilişkin yorumlar yapılıyor. Dönem dönem yabancı fonlarla çeşitli görüşmeler yaptıklarını doğrulayan Medicana Hastaneler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Hüseyin Bozkurt, "ancak son dönemde görüşmeler yavaşladı. Somut bir gelişme yok" dedi.



Türkiye'de sağlık sektöründe yatırım yapan yabancı sayısı giderek artıyor. Hastane ve yatak sayısı olarak Türkiye'nin en büyük 5 hastane zincirinin dördü halihazırda yabancı ortaklı.
SADECE MEDICANA KALDI
Acıbadem Hastanesi'nin yüzde 75 hissesi Japon ortaklı Malezyalı yatırım fonu Khazanah ve sağlık birimi Integrated Healthcare'e (IHH) ait. Medical Park'ta yüzde 40 hissenin sahibi ABD'li Carlyle Grup. Memorial'ın yüzde 40 hissesinin sahibi İngiliz Argus Capital ve Katar Yatırım Bankası. Alman Hastaneleri'nin sahibi Universal Grubu'nun yüzde 26 hissesinin sahibi de bir Dünya Bankası kuruluşu olan IFC ile uluslararası yatırımcılar ADM Capital ve PGGM konsorsiyumu.
Bu beş büyük hastane zinciri arasında yer alan Medicana Hastaneler Grubu ise şimdilik yüzde 100 Türk sermayeli. Ancak 8 hastaneye ve 1170 yatağa sahip bu grup da bir süredir yabancı fonlarla dirsek temasında bulunuyor.

MEMORIAL ALMAN HASTANESİ’NE TALİP

GÖRÜŞÜYORUZ AMA SOMUT BİR ŞEY YOK
Sağlık sektöründe son dönemde çok konuşulan bu konu ile ilgili iddiaları yanıtlayan Medicana Hastaneler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Hüseyin Bozkurt, son 4-5 yıldır dönem dönem yabancı yatırımcılarla görüşmeler yaptıklarını ve sektörde bu ortaklık görüşmelerini ilk yapan firmalardan olduklarını söyledi. Ancak söylenenlerin aksine son bir yıldır fazla aktif olmadıklarını söyleyen Bozkurt, "Şimdilik somut bir şey yok. Arada bazı firmalar geliyor ama genellikle görüş alışverişi şeklinde oluyor" şeklinde konuştu.
Öte yandan Medicana adına satış görüşmelerini yürüten Daruma Corporate Finance'tan alınan bilgiye göre de hastane için çok sayıda ciddi teklif ve görüşme olmasına rağmen sonuca ulaşmış somut bir anlaşma henüz gerçekleşmedi.
AL DİYEN DE VAR SAT DİYEN DE
Sektördeki büyük firmalar arasında yabancı ortak almayan ender firmalardan birisi olduğunu kaydeden Bozkurt, şunları söyledi:
"Bizi al diyen de var, ortak olmak isteyen de. Ama satmış olmak için laf olsun diye hisse satmayız. Sonuçta kendi ayakları üzerinde durabilen bir grubuz. Bizi uluslararası arenada büyütecek ve yabancı hasta turizmine katkıda bulunabilecek bir grupla ortaklığa gidebiliriz. "/_np/9204/19009204.jpg
Sağlık sektöründe Türkiye'ye gösterilen ilginin en önemli nedenlerinden birinin Türkiye'nin lokasyonu ve hastanelerin donanımları olduğunu anlatan Bozkurt, "Son 10 yılda Türkiye'de dev zincirler oluştu. ABD'ye de koysan takır takır çalışacak hastaneler bunlar. Üstelik Türkiye'deki tedavi ücretleri Avrupa'ya ve ABD'ye göre çok düşük. Bu durum Türkiye'yi sağlık turizmi açısından çok cazip bir hale getiriyor. Yabancılar da Türkiye'nin bu anlamda bir merkez olacağı öngörüsüyle büyük ilgi gösteriyor" diye konuştu.
GURBETÇİ TÜRKLER SEKTÖR İÇİN BÜYÜK POTANSİYEL
Bozkurt, sağlık sektörü açısından yurtdışında yaşanan Türklerin büyük bir potansiyel oluşturduğunu ancak bunun bir türlü harekete geçirilemediğini belirterek, "Aslında hükümetin konrtrolünde gurbetçi Türklerin bulunduğu ülkelerle anlaşma yapılabilir. Çünkü hem oradaki Türkler burada daha ucuz, daha çabuk ve daha rahat bir tedavi imkanına kavuşur hem de o ülkelerin üzerindeki mali yük hafifler. Bence bir an önce bu potansiyel değerlendirilmeli. Milyarlarca dolar gelir elde edilebilir" dedi.
"KÜÇÜK YAPILARA DA İLGİ VAR"
Sağlık sektöründe yatırım aşamasındaki bazı yabancıların danışmanlığını yürüten Medicalpark ve Universal’in eski CEO’su Mahir Turan, sektöre olan ilginin sadece hastaneler ve büyük gruplardan ibaret olmadığını söyledi.
Türkiye’de sağlık sektöründe mevzuatların iyice yerleşmesi ve şeffaflığın artması ile yabancılar açısından cazibesinin arttığına dikkat çeken Turan, "Önceki yıllarda gerçekleşen yatırımlar genellikle büyük gruplara yapıldı diye bunu bir kuralmış gibi anlamamak lazım. Ölçek tabi ki çok önemli fakat beraberinde verimlilik, büyüme potansiyeli, bu büyümeyi gerçekleştirecek yönetim, bu yönetimin tecrübesi, vizyonu gibi kriterler varsa bir anlam ifade ediyor. Yatırımcı bu kriterleri samimi şekilde ortaya koyabilen her yere ilgi duyar. Bu konuda bence artık daha avantajlı bir dönemdeyiz, çünkü şu ana kadar gerçekleşen yatırımlardan dünya çapında önemli başarı hikâyeleri doğdu, çeşitli ortaklık modelleri test edildi, iyi giden ve kötü giden yatırımlardan gelen bir tecrübe oluştu" dedi.
10 YILDA 100 MİLYAR DOLAR
Yerleşik ekonomilerin artık yatırımcının yüzünü güldürmediğini ve kâr marjlarının giderek daraldığına işaret eden Turan, şöyle devam etti:
"Oralarda artık daralan marjları da bıraktılar, “küçülmesin yeter” diyorlar. Artık ne varsa bizim gibi gelişen ekonomilerde var. Önceden istikrar, ölçek ve vizyon eksikti, şimdi onlar da var. Bugün Türkiye’de toplam sağlık harcamaları 60 milyar dolar civarında ve 2023 projeksiyonunda bu rakamı 160 milyar dolar olarak görüyoruz. Bu büyümeyi dünyanın neresinde güvenli ve ispatlanabilir şekilde ortaya koyarsanız koyun, yatırımcı oraya gider."
Daha küçük ölçekli gruplar ve hastanelerin de artık gidişatı gördüğünü kaydeden Turan, "İlle de bir yabancı yatırımcı için olmasa da, gelecekte var olabilmek için sistemlerini gözden geçirmek zorunda olduklarını biliyorlar. Bunlar arasında yönetim modellerini, mali yapılarını, büyüme hedeflerini gerçekçi şekilde masaya yatıranlar ve yeni sermaye girişiyle neler yapabileceklerini planlamış olanlar var. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde daha küçük ölçeklerde de yabancı yatırımcılar göreceğiz. Bunlar farklı hastanelerin bir araya gelmesinden oluşabilecek yeni gruplar olabileceği gibi, kendi içinde büyüyen hastaneler veya gruplar şeklinde de olabilir. Belirli aşamaya gelmiş örnekler var, süren görüşmeler var ancak bunların ete kemiğe bürünmesi biraz daha zaman istiyor" diye konuştu.

15 Ocak 2013 Salı

Memorial, Universal'in yüzde 51'ine talip oldu

Memorial, Universal'in yüzde 51'ine talip oldu


15 Ocak 2013 Salı 09:13


İSTANBUL - Bünyesinde Alman Hastanesi'ni bulunduran Universal Grubu'nun yüzde 51'ine Memorial Hastaneleri talip oldu.
Hürriyet Gazetesi'nden Eren Güler'in haberine göre Universal Grubu'nun Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Esat Erkuş, "Memorial yüzde 51 hisseyi istiyor. 13 Şubatta olağanüstü genel kurulumuz
var. Burada satışın olup olmayacağı yönünde bir karar alacağız" dedi.
Universal'de aralarında ADM Capital, PGGM ve bir Dünya Bankası kuruluşu olan IFC'nin oluşturduğu yabancı ortaklı bir konsorsiyumun yüzde 26 pay sahibi olduğunu belirten Erkuş, "Yabancı ortaklar bu paylarını satmak istemiyor. Eğer satış gerçekleşirse üç ortaklı bir yapı oluşacak" dedi.
Memorial Başkanı Turgut Aydın da görüşmeleri doğrularken, "Görüşüyoruz ama bazı şartlarımız var. Şimdilik anlaşma ihtimali yakın görünmüyor" dedi.

Bugün reçetede yeni bir dönem başlıyor

Bugün reçetede yeni bir dönem başlıyor

E-reçete yine sıkıntıya gebe.... "60 bin doktorun elektronik şifresi yok"..... İlaç sistemi Medula'da "güven" sorunu TEB: Şifreyi başka biri alıp reçete üretebilir


BURCU SAZAK Ankara
Altyapının hazır olmaması nedeniyle yürürlük tarihi ertelenen e-reçete uygulaması, sıkıntılarla uygulanmaya başlanacak, 1 Ocak'ta kağıt reçeteyi tamamen ortadan kaldırması öngörülen, ancak itirazlar üzerine bugün yürürlüğe girmesine karar verilen e-reçete ile ilgili en önemli endişe, sürekli hata veren Medula sistemi. Türk Eczacılar Birliği (TEB) Genel Sekreteri Harun Kızılay, elektronik ilaç sistemi Medula'nın yanı sıra 60 bin doktorun elektronik reçete yazmakta kullanılan şifreleri halen almamasının da sistemde sıkıntı yaşatacağını kaydetti. Kızılay, "Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) bir şifre veriyor, şifreyi kullanarak sisteme giriyorum. Ancak gönderdiğim elektronik belge, elektronik ortamda imzalanmamış bir belge. Benim şifremi başka biri de alıp reçete üretebilir" dedi.

1 Ocak 2013'te uygulanmaya başlamasıyla kağıt reçeteye son vermesi planlanan, ancak altyapı yetersizlikleri nedeniyle yürürlük tarihi bugüne (15 Ocak) ertelenen e-reçete ile ilgili Medula sisteminden kaynaklanan sorunlar hâlâ gündemde. Milliyet'e konuşan Kızılay, Medula sisteminin geçmişte de sıkıntı yarattığını anımsatarak, iyi bir altyapıya oturtulmayan sistemin yedeklemeye ihtiyaç duyduğunu söyledi. Kızılay, "Medula'da bir sıkıntı yaşandığı takdirde e-reçete olmuyor. Hastanın ilaca erişimi daha sıkıntılı hale gelmiş oluyor. Dolayısıya en büyük kaygı Medula'dır" dedi.

Tek bir sisteme mahkumuz
Medula'nın yedek sistemi olmadığını vurgulayan Kızılay, "Tek bir sisteme mahkum vaziyetteyiz. Bu sistem çok büyük aksaklıkları içeren bir sistem, Medula'nın e-reçete başlayana kadar yedek bir alternatifinin olması lazımdı. Biz TEB olarak elektronik reçeteye karşı değiliz. Hatta eczacı kuruma faturayı bile elektronik ortamda kesebilmeli, biz fiziki şartlarda donanım olarak buna hazırız ama buna hazır olmadığını düşündüğümüz hekimler var" diye konuştu.

60 bin doktor hazır değil
Hekimlerin henüz sisteme hazır olmadığına da dikkat çeken Kızılay, 100 bin doktorun 60 bininin henüz elektronik reçete üretmediğini vurgulayarak, "Burada da bir kaygı var" dedi. Elektronik imzada da sıkıntı yaşandığına dikkat çeken Kızılay, "Elektronik reçetelerin elektronik imza ile imzalanması gerekirken malesef elektronik imza ile imzalanmıyor. Bu hukuki bir boşluktur" diye konuştu. İstisnai durumlar Sistemin düzgün çalışmaması ve aynı zamanda, piyasada bulunmayan ilaçların da üretilmesi halinde hastaların eczanelerle hekimler arasında mekik dokuyacağını da bildiren Kızılay, "Doktorun önündeki bilgisayarda bir sorun varsa ya da Medula'da sorun varsa, 'reçete üretilememiştir' kaşesi basılan kağıt reçete kabul ediliyor. Bunun dışında; Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından üretilen reçeteler, fabrikalara hekimleri tarafından işçilere yazılan reçeteler ve köylerdeki aile hekimlerinin hastayı muayene ettikten sonra düzenlemiş oldukları kağıt ortamındaki reçeteler kabul ediliyorken, bunun dışındakiler kabul edilmeyecek" diye konuştu.

Güvenlik açığı var
Kızılay, "SGK bir şifre veriyor, şifreyi kullanarak sisteme giriyorum. Ancak gönderdiğim elektronik belge, elektronik ortamda imzalanmamış bir belge. Benim şifremi başka biri de alıp reçete üretebilir. Bu nedenden dolayı güvenlik açığı var" dedi. Kızılay, SGK'nın aksak, eksik, tam oturtulmamış sistem yerine daha sürdürülebilen, kesintisiz hizmet verebilen, yedeği olan bir Medula sistemini devreye sokması gerektiğini bildirdi. Kızılay, vatandaşlardan ise eczacıları sıkıştırmamalarını isteyerek, bu sorunun eczacı ile alakalı olmadığını belirtti.

14 Ocak 2013 Pazartesi

Pemyap’tan engellilere yönelik “trafik eğitim parkı” projesi

Pemyap’tan engellilere yönelik “trafik eğitim parkı” projesi


13 Ocak 2013 Pazar 10:12

Pemyap, engellilere yönelik trafik eğitim parkı çalışmasını tamamlayarak yerel yönetimlere sundu.

Özgür GÜNDÜZ
GEBZE - Peyzaj mimarlığında özel tasarımlı projeler gerçekleştiren ve hissedilebilir zemin uygulamaları alanında sektör lideri olmayı hedefleyen Pemyap, engellilere yönelik ilk trafik eğitim parkının demo çalışmalarını tamamlayarak yerel yönetimlere sundu.
Peyzaj uygulamaları alanında 2006 yılından beri faaliyet gösteren ve 2010 yılında kurumsallaşan Pemyap, bu alanda gerçekleştirdiği farklı projelerle sektöre yeni bir bakış açısı kazandırıyor. Firma, 2012'de paten başvurusunda bulunduğu hissedilebilir zemin uygulamaları ürünleriyle sektör lideri olmayı hedefliyor.
Peyzaj mimarisinde mühendislik, proje ve tasarım alanlarında uzmanlaştıklarını ve bu alanda danışmanlık hizmeti de verdiklerini belirten Pemyap Peyzaj Mimarlığı Genel Müdürü Volkan Tarım, peyzaj mimarisinde A'dan Z'ye çözümler sunduklarını, peyzaj bölümünde mimarı, aquapark, temalı park, yapısal ve bitkisel peyzaj ile otomatik sulama projeleri, uygulama bölümünde ise su parkları, bakım ve servis, projelendirme, süs ve yüzme havuzu ile yeşil alan uygulamaları yaptıklarını belirtti. Tarım, peyzaj uygulamaları alanında Türkiye genelinde Haziran ayından bu yana 200 bin, toplamda ise 1 milyon metrekarelik bir alanda proje uygulamaları gerçekleştirdiklerini kaydetti.
Görme engellilerin yaşam standardını artırmaya yönelik kentsel dönüşüm projelerinde yer alarak, hissedilebilir zemin uygulamaları alanında hizmet vermeye başladıklarını aktaran Tarım, "2012 yılı itibariyle görme engelli vatandaşların kentlerde, kamu kurumlarında, alışveriş merkezlerinde yönlerini daha rahat bulabilmeleri ve hayatlarını daha rahat sürdürebilmeleri için gerekli olan hissedilebilir zemin uygulamalarına yoğunlaştık. Bu uygulamalarında kullandığımız ürünler için 2012 yılının başında patent başvurusunda bulunduk. Patentini aldığımız kompozit zemin karolarımızla daha kaliteli, çevreye duyarlı, düşük maliyetli hizmet anlayışı içinde çalışıyoruz" dedi.
İran ve Fas'ta çalışma yapacak
Hissedilebilir zemin uygulamaları konusunda İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile yaptıkları anlaşma çerçevesinde İstanbul metrolarında, iskelelerinde bu yönde çalışmalar yapacaklarını dile getiren Tarım, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi için bir demo uygulaması yaptıklarını, Darıca Kaymakamlığı için de bir çalışma yapacaklarını belirtti. Projeyle ilgili olarak 'engelsizyol.com' adlı bir site kurduklarını belirten Tarım, "Yurtiçinin yanı sıra yurtdışında da çeşitli projeleri hayata geçireceğiz. Yurtdışında İran metrolarının yanı sıra, Fas'ta da bir çalışma yapacağız. Gerçekleştirdiğimiz bu projelerle sektör lideri olmayı hedefliyoruz" şeklinde konuştu.
Proje İstanbul Büyükşehir'e sunuldu
Ar-Ge çalışmalarıyla peyzaj uygulamalarına farklı bir bakış açısı getirmeyi istediklerini, bu çalışmalarla engelli vatandaşların parkalara daha fazla rağbet edebileceklerini ve onların kullanımına daha uygun projeler yapabileceklerini anlatan Tarım, engelli vatandaşlar için Türkiye'nin ilk trafik eğitim parkının demo çalışmasını yaptıklarını bildirdi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Trafik Müdürlüğü ile anlaşmaları halinde uygulamasını da gerçekleştireceklerini belirten Tarım, engelli vatandaşların hayatını kolaylaştırmaya yönelik bu yıl yeni bir projeye imza atmak için çalıştıklarını, Türkiye'de bir ilk olacak bu projenin prototiplerini 2013 Haziran ayında yapacaklarını kaydetti.
Ürünlerinin Ar-Ge çalışmalarını tamamlamadan piyasaya sürmediklerini ve 5 yıl garantili ürünlerinin bütün testlerinin İstanbul Teknik Üniversitesi'nce yapıldığını belirten Tarım, 2012'de 3 milyon TL ciro elde ettiklerini, 2013 hedefinin ise 4-5 milyon TL olduğunu sözlerine ekledi.

Sağlık Bakanlığı, soruları Twitter'dan yanıtlıyor

Sağlık Bakanlığı, soruları Twitter'dan yanıtlıyor


13 Ocak 2013 Pazar 15:49

Vatandaşlar yarın 15.00-16.00 saatleri arasında, kozmetik ve cilt bakımıyla ilgili merak ettiklerini sosyal paylaşım sitesi aracılığıyla uzmanlara sorabilecek.


ANKARA - Sağlık Bakanlığı, Twitter üzerinden anında soru-cevap uygulamasının ikincisini düzenliyor.
Sağlık Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, bu kez konu ''kozmetik ve cilt bakımı'' olacak.
Dermatoloji uzmanı Doç. Dr. Ülker Gül ve Türkiye Tıbbi Cihaz ve İlaç Kurumu Kozmetik Ürünler Koordinasyon Daire Başkanı Dr. Ecz. Evren Algın Yapar, kozmetik ürünler ve cilt bakımında bilmesi gerekenler, Sağlık Bakanlığı'nın bu konudaki uygulamalarıyla ilgili vatandaşlardan gelen sorulara cevap verecek.
''Kozmetik ürünler alınırken nelere dikkat edilmeli? Kozmetik ürünlerin etkileri nereye kadar? Dermokozmetik nedir? Nutrikozmetik nedir? Kozmetotekstil nedir? Her kozmetik ürününü herkes kullanabilir mi? Vücut kozmetik ürünlere tepki verdiğinde nereye başvurulmalı? Hamilelikte kozmetik ürünler kullanılmalı mıdır?'' gibi vatandaşların günlük yaşamında sıkça karşılaştığı konuların da ele alınacağı soru-cevap uygulaması, 14 Ocak 2013 Pazartesi günü, saat 15.00-16.00 saatleri arasında gerçekleşecek.
Vatandaşlar, bir saat boyunca Twitter'dan ''#kozmetik @saglikbakanligi'' yazarak veya Sağlık Bakanlığı Twitter sayfasına girerek kozmetik ve cilt bakımıyla ilgili sorularını yöneltebilecek.

13 Ocak 2013 Pazar

Kapıdaki Kürtaj Yasağı_Yorum Haber

Kapıdaki Kürtaj Yasağı

10.01.2013
E-Posta: miplikci@gazetevatan.com

Müge İplikçi
Müge İplikçi
Ne kadar gündeminizde bilmiyorum. Şu ara bizlere rağmen, bizlerden habersiz tuhaf bir yasa hazırlanıyor. Adı ‘Üreme Sağlığı Yasa Tasarısı’. Tüm protestolara rağmen (o geniş katılımı ve devlet elinin kadın bedeninden elini çekmesi yönündeki direnişi hatırlayalım hep birlikte) o yasa çıkıyor, çıkacak... Kürtaj Haktır, Karar Kadınların Platformu, bu yasanın maddelerinin ne olduğunu biz gazetecilerle paylaştıkları bir basın toplantısı yaptı. Toplantıya katılamadım ama sağ olsunlar detayları sonradan gönderdiler. Bu maddelerin bazılarını sizlerle paylaşmak istedim:

- Yeni yasada tecavüz ve cinsel istismar suçlarına ve yasadışı kürtaj yapan hekimlere verilecek cezalar 8 yıla çıkartılarak ikiye katlanıyor.

Sizce hekimler, tecavüzcüler ve cinsel istismarcılarla aynı kefeye mi konmalı?

- Yasal kürtaj süresi geçtikten sonra bebeği kendi düşüren kadınlara verilen bir yıllık hapis cezası da 2 yıla çıkarılıyor.

Bu tasarı maddesi kadını hem yasal olmayan kürtaja itiyor hem de ona bedeninin ‘senin bedenin değildir’ diyor.

- Gebelikte 10 haftalık süresi geçen kadına kürtaj yapan hekim, kadının ölmesine neden olursa en az 20 yıl hapis cezası yatacak.

Üzerinde uzun uzun tartışılması gereken bir tasarı maddesi. Hiçbir hekim kasıtlı olarak hastasının yaşamına son vermez. Hekime ‘cani’ rolü biçilmek isteniyor bu maddeyle.

- İsteğe bağlı kürtaj için 10 haftalık süre korunurken, bunun tam teşekküllü devlet hastanelerinde yapılması şartı geliyor.

Ayşe Arman’ın okur mektubuna tekrar bakmakta fayda var burada. Tam teşekküllü derken tıp fakültelerinde ‘deontoloji’ diye bildiğimiz dersin amacını yani tıp etiğini hatırlayan, kısaca hekimin toplumun ahlakçı tavrını en vasatından üreten merci değil ‘hekim’ olduğunu anladığı, mesleğinin etik kurallarını vicdanında taşıyan doktorlar da kastediliyor mu acaba?

Gelelim 10 haftaya...Sağlık Bakanı Recep Akdağ 10 haftalık sürede bir kısıtlama olmadığını söylüyor. Oysa bu yasal sınıra gelmeden kürtaj yaptırmak isteyen kadınlar 8 haftadan sonra kürtaj yapan hastane bulmakta zorlanıyor. Hükümetin bu konudaki baskıları çok net. Kısacası yasal olarak herhangi bir sınırlama olmamasına rağmen kürtaj yasağı devam ediyor.

- Kürtaj için başvuran kadına, kürtajın riskleri anlatılırken, tekrar düşünmesini sağlamak üzere ceninin kalp atışının dinletilmesi kuralı getirilecek: Yeni ikna odaları! Kadının kendi bedenine yabancılaştırılma yönteminin farklı işleyiş süreci. Kadın açısından insanlık dışı bir yöntem. (İnsanın aklına ‘kadını kim takıyor ki?’ sorusu geliyor. Kadın bir doğurma makinesi midir vb.)

Hatırlatalım: Kürtaj yasağını resmileştirmek amacıyla oluşturulan taslak, kürtaj için başvuran kadınlar üzerinde psikolojik yönden baskı kurmayı, dahası kürtaj kararında kadınların onayını değil, kocanın onayını almayı amaçlıyor!

- Kürtaja karşı olan hekim ‘ret’ hakkına sahip olacak ve hastasını başka meslektaşına yönlendirecek.

Hekimin devlet iradesi yönünde ret hakkı var ama kadının kendi bedeni yönünde ret hakkı yok!

- Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 99. maddesinde yer alan ve kadının mağduru olduğu bir suç sonucu gebe kalınması halinde, 20. haftaya kadar kürtaj imkanı tanıyan düzenleme süre yönüyle korundu. Ancak yasa metnindeki ‘kadının mağduru olduğu bir suç’ ifadesi değiştirilerek yerine, ‘ensest ve tecavüz sonucu mağdur olan bir kadın’ ifadesi getirildi.

Benimse aklımda şu soru kaldı: Ensest ve tecavüz mağduru olmayan kadınlar ne yapacak? Yasaya göre doğurmak zorundalar...

***


Bir küçük not daha: Bu yasa tasarısı, o ya da bu şekilde bedenlerimizin bizim olmadığını müjdeliyor. Yasanın ‘aileyi korumayı’ öne çıkarması, kadınların ‘doğurup doğurmayacaklarını’ devlet onayına bağlaması gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Gazamız mübarek olsun.

11 Ocak 2013 Cuma

e-reçete'ye istisna geldi

İşyeri hekimi ve 112 acil reçeteyi elden yazabilecek

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), yaşanan teknik sıkıntılar sebebiyle 15 Ocak 2013’e ertelenen “e-reçete” uygulamasına istisnalar getirdi.


İşyeri hekimi ve 112 acil reçeteyi elden yazabilecek
ANKARA Milliyet
SGK, eczanelerin kurum, işyeri hekimlikleri ya da 112 acil sağlık hizmeti ve üniversitelerin mediko gibi birimlerinde düzenlenen manuel reçeteleri kabul edeceğini bildirdi.
SGK Başkanlığı’nın duyurusuna göre, e-reçete uygulaması, sistemde yaşanan teknik sıkıntılardan dolayı 15 Ocak 2013’e ertelendi. Bu tarihten itibaren yazılmış olan manuel reçetelerin eczaneler tarafından karşılanmayacağı belirtildi. Yeni uygulamaya göre, hekim tarafından hastaya yazılan e-reçetelerin manuel çıktılarının hastaya verilmesi gerekiyor. Ancak düzenlenen manuel çıktılar hastada kalıyor. Yeni sisteme rağmen eczaneler tarafından kabul edilecek manuel reçete uygulamasında bazı istisnalar da söz konusu oldu. İstisnalar şöyle:

* Kamu idareleri bünyesindeki kurum hekimliklerinde, işyeri hekimliklerinde, verem savaş dispanserlerinde, ana-çocuk sağlığı ve aile planlaması merkezlerinde, sağlık merkezi ve toplum sağlığı merkezlerinde, 112 acil sağlık hizmeti birimlerinde, üniversitelerin mediko-sosyal birimlerinde, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 1., 2., ve 3. basamak sağlık hizmet sunucularında düzenlenen reçeteler.
* Majistral ilaç içeren reçeteler.
* Kişiye özel yurt dışından getirtilen ilaçları içeren reçeteler.
* Yabancı ülkelerle yapılan “Sosyal Güvenlik Sözleşmeleri” kapsamında Kurum tarafından sağlık hizmeti verilen kişilere düzenlenen reçeteler.
* Medula hastane sisteminden provizyon alınamamasına rağmen sağlık hizmeti sunulması durumunda düzenlenen reçeteler.
* Acil hal kapsamında düzenlenen reçeteler.
* Aile hekimlerinin “gezici sağlık hizmeti” kapsamında düzenledikleri reçeteler.
* Evde bakım hizmeti kapsamında düzenlenen reçeteler.
* Medula sisteminin ve sağlık hizmet sunucusuna ait sistemin çalışmaması nedeniyle e-reçetenin düzenlenememesi halinde manuel olarak düzenlenen, üzerinde e-reçete olarak düzenlenememesine ilişkin “Sistemlerin çalışmaması nedeniyle e-reçete düzenlenememiştir ibaresi kaşe ya da el yazısı şeklinde bulunan ve bu ibarenin reçeteyi düzenleyen hekim tarafından onaylandığı reçeteler.

Ayşe Arman'ın kürtaj yazılarını değerlendirdi

Ayşe Arman'ın kürtaj yazılarını değerlendirdi

11 Ocak 2013



Kürtaj yazılarına yanıt

Hürriyet Gazetesi yazarı Ayşe Arman, köşesinde kürtaj yaptırmak zorunda kalan kadınların yaşadıklarını yazdı. Kadınlar özel hastanelerde narkoz verildiğini, devlet hastanelerinde ise çok acılı süreçlerin yaşandığını anlattı. Sağlık Bakanı Recep Akdağ ise Ayşe Arman'ın köşesinde yer verdiği kürtaj yazılarıyla ilgili yaptığı değerlendirmede ''Sistematik biçimde yanlışlık yoktur'' dedi.



Bakan Akdağ, gazetecilere konuyla ilgili özetle şunları söyledi:
Bir köşe yazarının birkaç örnekten yola çıkarak bütün sağlık çalışanlarını töhmet altında bırakması doğru olmuyor
Sağlık çalışanları ile vatandaşlar arasındaki güven ilişkisini zedeliyor bu durum.
Kürtaj ve diğer işlemlerde sistematik biçimde yanlışlık yoktur.
Bize bu değerli yazar hangi hastanede, kim yanlış yapmışsa ifade ederse onun için gerekli incelemeleri yaparız
Kürtaj yaptırmak zorunda kalan bir kadının acı çekmemesi için ne yapılması gerekiyorsa yapılması lazım
Kürtajla ilgili iddiaları araştırdığımda bunun genellikle düzgün yürüdüğünü, narkoz verilmesi gereken hastalara bu prosedürün uygulandığını gördüm.
Bunun aksi yönde bilgisi olan varsa gelsin
Sağlık çalışanlarını töhmet altında bırakacak ifadelerden lütfen kaçınalım.

Narkoz vermeden kürtaj yaptılar Kürtaj devlette narkozsuz, özelde narkozlu